Güneşin batarkenki kızıllığı, utancından mıdır?
Pazar, evdeyim. Televizyonda haberleri izliyorum. Ortadoğu'da yaşanan insanlık dramı ekranda… Patlamalar, alevler, yıkıntılar arasından çıkartılmaya çalışılan cesetler, kan... Tek gözlü canavarın gözü kana doymuyor; içtikçe içesi, yuttukça yutası geliyor.
Bir sigara yakıp balkona çıktım. Aşağıda çocuklar dar sokakların elverdiğince top oynuyorlar. Kediler çöp bidonlarından taşmış çöpleri karıştırıyorlar. Bir taraftan insanlar geçiyor; yorgun, yoksul, mutsuz, umutsuz, yere tüküren insanlar. İçlerindeki acıların, ezilmişliklerin ifrazatını tükürerek rahatlayan insanlar.
Güneşin batışını izliyorum. Şafakta ışıl ışıl umutla doğuyor ama yeryüzünü gezinirken gördüklerinden, çaresizli-ğinden olacak hayal kırıklığıyla batıyor.
Kedim miyavlayarak ayağıma dolanıyor. Acıkmış belli ya da oyun istiyor. Tabağına koyduğum mamasını şöyle bir koklayıp tekrar yanıma geliyor. Saklam-baç oynuyoruz. Biraz kitap okuduktan sonra sigara içmek için balkona çıkı-yorum.
Akşam. Sokakların sessizliğini sağdan soldan isterik koyu gölgeler sürüsü bozuyor. Karanlıkta ortaya çıkan hamam böcekleri gibiler. Teslimiyetin karanlığında titriyorum. İçini kan yerine zifir dolduran pis yürekler çekin elinizi bedenimden diyorum.
Gökyüzü dolunay takısını yansıtıyor gerdanında. Kocaman, sapsarı, dingin hiç telaşsız… Gece körü olduğundan mı bu parlaklığı? diyerek içeri giriyorum.
J. Strauss'un bestesini koydum kaset-çalara. Karşımda Gauguin'in tablosu. Ayinden Sonra Hayal adlı resmin kırmızı toprağında gözüm. Verimli ve kutsal… Resimde Yakup'la Melek mücadele ediyor ve bir grup simsiyah giyinmiş rahibe gözleri kapalı dua ediyorlar. Rahibelerden birisinin arkası dönük, başı dik dua etmeden mücadeleyi izliyor. Aklıma Salome geliyor. Yok, Rilke ve Nietzche'nin âşık oldukları Freud'un dostu olan Salome değil. Âşık olduğu peygamber Yahya'yı öldürten Salome. Rahibe belki de Yakup'a tutkun meleğin yenilmesini istiyor. İçi kıpır kıpır…
Heyecanlanıyorum kanım kaynıyor. Kırmızı kırmızı kaynıyor. Köpükleri kır-mızı, buharı kırmızı... Isınıyorum, sımsıcak bir his tüm bedenime yayılıyor. Bu rengimi tüm o; mitolojik, politik, savaş, barış, din gibi kavramlara değil sadece aşka vermek istiyorum. Sonra aşkın o çocuksu, saçmalıklar dehlizinde kırmızı kırmızı dönmek, dönerken hayatı alıp kırmızı dehlizin kırmızı deliğinden aşağıya çekmek istiyorum. Kor kırmızıya doğru coşmak, kırmızının sarhoşluğunda kıpkırmızı şaraplar tüketirken...
Ölmeye yüz tutmuş bedenler diriliyor, başıboş kırmızı ruhlar bedenlerine akıyor. Aktıkça kanatlanıyorlar. Çırpınan kanatların rüzgârları; ağzını kocaman açmış canavarın tüm umudunu söndürüyor. Yeryüzünün her yerinde aşk çiçekleri açıyor. “Kırmızı bir büyünün kasıklarımda uyanışını” hissediyorum. Kadınların rahimleri çiçek çiçek açıyor. Aşkı yutup aşk doğuruyorlar.
Korkular, yalnızlıklar, üzüntüler kırmızıya kesiyor. Korkular kızardıkça sonsuzluk ekseninde kanatlar hızlanıyor. Yalan dolanlar, riyalar, açlıklar, savaşlar, tabular bir bir dökülüyor. Dehlizin koyu kırmızı derinliğinden maviliğe, aşka doğru süzülüyorlar.